Savaşçı Akhilleus’un Öyküsü

Savasci-Akhilleusun-Hikayesi

Abone Ol google news

Milattan önce 720 yılında yazılmış olan bir 6000 dizelik İlyada destanı adlı mitolojik eserin baş karakterlerinden biri olan Akhilleus’un Öyküsü.

Yunan mitolojisinin en önemli kahramanlarından biri olan Akhilleus bir ölümlü olan Teselya kralı Peleus ile su tanrıçası olarak bilinen Thetisin oğludur.

Yarı tanrı olmasına rağmen tam bir tanrı gibi dövüşme yeteneğine sahiptir. Hayatı ve yetenekleri Yunan mitolojilerinde büyük bir sembol haline gelmiştir.

Akhilleus Fransız dilinde aşil diye telaffuz edilir ve Türkçe de aşil olarak anılmaktadır. Ben özüne sadık kalarak ondan Akhilleus diye bahsedeceğim.

Çok güzel bir su tanrıçası olan Thetise hem Zeus , hem de deniz tanrısı Poseidon aşık olmuştur. Ondan bir erkek çocuk isterler hatta Zeus onunla evlenmeyi bile düşünmüştür. Ancak bir söylentiye göre tanrıça Themis, diğer bir söyleme görede  ateş hırsızı Prometheus Zeusa, Thetisten doğacak çocuğun kendisinden bile daha güçlü olacağını söylemiştir.

Kendilerinden daha üstün bir gücün ortaya çıkabilme ihtimalinden korkan tanrılar bunu engellemek adına bir plan yaparak Thetisin bir ölümlü olan Peleus ile evlenmesini sağlamışlar.

Thetis, bu evliliği hiç istememişti ve Hephaistosa şöyle dert yanmıştı.” Söyle Hephaistoss olympostaki tanrıçalar arasında yüreği benim gibi acılı bir var mı? Zeus bunlar arasında bir bana verdi acıları, bunca deniz tanrıçalarından bir beni verdi ölümlü kocaya. Aiakos’un oğlu Peleus’a. Katlandım bir adamın yatağına girmeye istemeye istemeye , tksine tiksine.”

Thetis ile Peleus’un evliliğinden 7 çocukları olmuştu. Thetis, Peleus gibi  ölümlü biriyle evli olmaya katlanamadığı ve çocuklarını da kendisi gibi ölümsüz yapmak istediğinden. Geceleri uyanarak çocuklarını ateşin üzerine tutardı ki. Gövdelerindeki ölümlülük tohumları yok olsun. Fakat bu onun için katlanılabilir bir şey değildi. Bazı çocukları bu durumdan sağ çıkamayabilirdi.

Birkaç çocuğu bu şekilde yanarak öldükten sonra sıra Akhilleusa geldi. O gece Peleus uyandı ve Thetis Akhilleus topuğundan tutarak alev üzerinde tutarken gördü.

Çocuğunu son anda kurtaran Peleus Thetisi evden kovdu. Tanrıça denize dalarak uzaklaştı ve bir daha geri dönmedi.

Akhilleus kurtuldu ama dudakları ve sağ ayağının aşık kemiği yanmıştı. Babası Peleus Akhilleus hekimlikte usta olan ve bedeni yarı at yarı insan olan Kheirona götürdü. Kheiron çocuğun yanan kemiğini en hızlı koşuculardan biri olarak bilinen ve artık hayatta olmayan danisos adlı bir devin iskeletinden aldığı bir kemik parçasıyla değiştirdi.

Akhilleus bu sayede hızlı bir koşucu oldu. Çünkü onda hem tanrıça kanı hem de bir devin kemiği vardı. Bu Akhilleus’un dillere destan hızı ile alakalı ilk teoriydi.

İkinci teori ise şöyledir. Thetis, Akhilleusla gurur duyar ve onu ölümsüz kılmak için ölüler diyarından geçen Styks nehrinde yıkamak ister. Ancak Thetis’in elini bu nehre sokması yasaktır. Thetis elleriyle Akhilleus topuğundan tutarak onu topu hariç tamamen suya batırır.

Akhilleus bu sayede ölümsüzlük kazanmıştır ama topuğu suya değmediği için de tam olarak ölümsüz değildir. Topuğu zayıf noktasıdır.

Akhilleus bu kutlamadan sonra eğitimi için bir sentor olan Kheiron verilir. Yunan mitolojisinde sentorlar az önce belirttiğim üzere yarı at yarı insan olan varlıklardır ve bunların en akıllısı ve bilgilisi ise Kheirondur.

Kheiron Akhilleusa savaş sanatının yanında binicilik at sürme, güzel konuşma, koşma ve müzik gibi diğer alanlarda da yetiştirmiştir. Onun avladığı aslan, domuz, kurt ilikleri ile beslemiştir. Bu nedenle Akhilleus daha küçükken bile en ağır mızrakları kılıçları bile kaldırabilecek bir kuvvete erişmişti.

Kayıtlarda belirtilene göre, aslında çocuğa Akhilleus ismini bile Kheiron vermiştir. Bu isim ona yeteneklerini kanıtladığı zaman verilmişti. O zamana kadar çocuğun adı ligriondu.

 Akhilleus Kheironun gözetimi altında çok cesur bir savaşçı olarak ünlendi. Fakat ölümsüz annesi onun Truva savaşına gidecek olursa öleceğini kehanet etmişti. Bunun üzerine oğlunun bir kız kılığına girmesini ve eski rodos adası’ndaki bir sarayda kadınların arasında saklanmasını sağlamıştı.

Bir rivayete göre Akhilleus bu sarayda saklanırken, bir kadını hamile bırakmayı da ihmal etmemişti.

Truva savaşının asıl çıkış sebebi turnuvanın en güzeli kabul edilen Helen’in düşman ordusunun Paris adındaki bir Prensiyle kaçmasıdır. Truvalılar ve yunanlar normalde ateşkes yapacaklardı. Fakat Helen ve Paris birbirlerine olan tutkularını dizginleyemediler ve bu hata 2 büyük ordunun karşı karşıya gelmesine sebep oldu.

Yunanlar Akhilleus olmadan Truva savaşında şanslarının az olduğunu biliyorlardı. Bu yüzden bir an önce Akhilleus bulunmasını isteyen kral Agamemnon, Akhilleusu bulma görevini zekası ve kurnazlığı ile bilinen Odysseia  vermişti. Odysseia  ise Akhilleus saklandığı sarayı öğrendi ve saraya tüccar kılığına girerek çeşitli kumaş ve elbiseleri ortaya döktü.

O sırada gösterişli kumaşları gören kızlar elbiselerle ilgilenirken, Odysseia  aralarında Akhilleus bulmaya çalışacaktı. Bunun için de bir planı vardı. Getirdiği elbiselerin arasına savaşçılara layık çok güzel bir kılıç saklamıştı ve kılıç ortaya çıkar çıkmaz Odysseia saraya bir saldırı varmış gibi bağırarak silah başına diye askerleri çağıracaktı.

Planını devreye koydu. O sırada kızlar kaçışırken Akhilleus refleksle eline kılıcı almıştı ve kimliği ortaya çıkmıştı.

Akhilleus bu olaydan sonra Truva savaşı’na katılmak zorunda kaldı. Gerçi zaten buna isteği de vardı. Zira adını tarihe en büyük kahraman olarak yazdırmak istiyordu. İşte muhteşem Akhilleus öyküsü…

Homeros’un ilyadasında geçen şiirin bütününde işlenen temel konu Akhilleus öfkesidir. Onun Miken kralı Agamemnon ile kavgası, sonra da kavganın Truvayı kuşatan yunanların kuşatmasının uzaması öykünün büyük bir kısmını kaplamaktadır. Savaş başlar ve Akhilleus dillere destan dövüş yeteneklerini ortaya koyarak bir Sembol haline gelir.

Başkomutan Agamemnondan bile daha ünlü biri olmuştur. Ancak bu Agamemnonu kıskandıracaktır Agamemnon otoritesini kanıtlamak için Yunan kahramanı Akhilleusun savaş ganimetinden payına düşen son derece güzel bir kadını kendisine vermesini istemiştir.

Akhilleus kadının kendi payına düştüğünü söyleyerek bunu reddetmiştir. Ancak Agamemnon başkomutanlık hakkını kullanarak kadına el koymuştur. Akhilleus hakkının gasp edilmesine oldukça kızmıştı.

 Kendisi hiçbir çıkar gütmeden savaşmış, didinmişti ama payına düşenleri başkomutan almıştı. Akhilleus buna tepkisi destanda şöyle geçmektedir.

Kıyasıya savaşta benim kollarım yorulur, en büyük iş olan bölüşmede pay’ın en okkalı kısmı sana gider. Hem onur payından olayım hemde burda kalayım. Ne için seni mal mülk sahibi etmek için öyle mi?

Bu haksızlık karşısında oldukça öfkelenen Akhilleus kılıcını çeker ve kralın kellesini uçurmaya kalkışır. Ancak tam o esnada arkasında tanrıça Athena belirir. Athena a Akhilleustan bunu yapmamasını ister çünkü ona çizilen kader başka türlüdür.

Akhilleus tanrıçaya karşı gelmez ve Agamemnon kendisinden özür dilemedikçe savaşmayıp çadırına kapanacağını söyler. Çocukluk arkadaşı Patroklos hariç hiçbir arkadaşıyla görüşmeyeceğini bildirir.

Agamemnonun buna cevabı şöyle olmuştur. “Kendisi bilir, savaşta askerler ölür, ancak krallar konuşulur.”

Akhilleus’ çekilmesiyle yunanlar Truva surları altındaki ovada 3 kez yenilgiye uğratıldılar. Akhilleus hem 1000 askere bedeldi hemde askerler için bir moral kaynağıydı. O vakte kadar hep saldıran askerler artık savunmaya çekilmek zorunda kaldılar.

Bu yenilgiler üzerine bir gece Akhilleus çadırına 3 kişi geldi. Ayaz, Odysseus ve Phoenix ona çeşitli armağanlar ve erdemler vaad ettiler. Akhilleus hesini reddetti. Daha da ileri giderek ertesi gün yeniden denize açılıp yurduna döneceğini kazanacağı ölümsüz şanın yerine silik bir ihtiyarlığın ardından ölmeyi yeğleyeceğini söyledi.

Agamemnon için savaşarak bir şan şöhret elde etmektense, herkesin unuttuğu bir ihtiyar olarak ölmeyi yeğleyeceğini söyledi.

Daha sonra Akhilleus en iyi arkadaşı olan Patroklos heyecan içinde gelerek şöyle bir istekte bulundu.

Akhilleus sen duygusuz ve acımasız bir insansın bari omuzlarımı senin silahlarınla korumama izin ver. Böylece Troyalılar beni sen zannedecektir ve savaştan kaçacaklardır. Ayrıca bizim askerlerimize moral olur. En azından bir nefes alırlar.

Akhilleus her ne kadar içine sinmese de bu teklifi kabul etti. En azından askerler için sanki Akhilleus savaşıyormuş gibi bir görüntü oluşacaktır ve bu önemliydi. Akhilleus silahlarını kuşanarak savaş meydanına giden Patroklos, orada düşman ordusunun en yetenekli savaşçısı olan Hektorla karşılaşacaktı ve hektor tarafından öldürülecekti.

Olayı öğrenir öğrenmez Akhilleus iki eliyle ocaktan kül aldı ve başından aşağı döktü. Boylu boyunca yere uzanıp saçlarını yolarak toza toprağa bulandı.

Nasıl buna izin verdim? Nasıl onu gönderdim? Kesinlikle intikamını alacağım kardeşim gerekirse ben de öleceğim ama intikamını alacağım.

Ve işte o zaman Akhilleus gerçek savaşına başladı. Akhilleus savaş giysilerini kuşandı ve Agamemnonla barışarak Patroklosun intikamını almak için yola çıktı. Bu esnada annesi Thetis, Akhilleus’a yenilmezlik getiren bir kalkan yaptırmıştı. Bu kalkanın üstündeki karışık semboller ve anlamları yüzlerce yıl sonra bile konuşacaktı.

Homeros’un kalkanı tanımlaması, antik Yunan şehrinde bilinen ilk francis örneğidir. Francis görsel, bir sanat eserinin dramatik ve grafik tasviridir. Akhilleus bu kalkan aldı ve savaşa katıldı. Artık Akhilleus öfkesine karşı koymak imkânsızdı.

Yüzlerce kişiyi katletti. Hektoru getirin yoksa hiç birinizi sağ bırakmayacağım. Savaş meydanını delip geçiyordu. Hektor, bu dövüşe hiç yanaşmadı ama başka çaresi kalmamıştı. Aksi takdirde bir korkak olarak anılacaktır.

İsteseydi surlardan okçularına emir verildi ve Akhilleus oracıkta öldürebilirdi. Ama savaşmanın da bir onuru vardı.

Karısıyla vedalaştı ve Akhilleus karşısına çıktı. Akhilleus, Hektorla karşılaşıp teke tek dövüşmeye başladığında kılıçların hareketleri sanki bir sanat tablosu gibiydi.

Akhilleus büyük bir öfke ile saldırdı ve Hektorü yere düşürdü. Karşı koymak imkânsızdı. Öfkesi resmen fiziksel bir kuvvet haline gelmişti. Öyle bir kılıç darbesi indirdi ki bu darbe tanrıları bile öldürebilirdi.

Hektorun son dileği öldükten sonra bedeninin uygun bir şekilde gömülmesiydi. Ama Akhilleus bunu bile kabul etmedi. Hektorun topuklarını delerek kayışlar geçirdi ve bir at arabasına bağladı. Arabayla Hektor’un bedenini şehrin surları etrafında sürüklemeye başladı.

Bütün bunlara rağmen acısını dindirmeye Akhilleus her sabah şafakta kalkarak Hektorun cansız bedenini Patroklosun. Mezarı etrafında 3 kere sürükleyerek sakinleşmeye çalıştı.

Ancak tanrı Apollon’un kutsamasıyla cesette en ufak bir çürüme veya bozulma meydana gelmemişti. Hektor’un bedenine kadar aşağılanmış olsa da tanrıların gözünde saygı görmüştü.

Hektor un babası, Truva’nın kralı gizlice Akhilleus karargahına kadar geldi ve ona oğlunu geri vermesi için yalvardı. Kral Akhilleus önünde diz çöktü fakat nafileydi. Akhilleus seni de öldürmeden çek git buradan diyerek onu reddetti.

Ancak Zeus ‘un emriyle Hermes gecenin karanlığında Yunan karargahına gelip fidye karşılığında cesedi götürmek için Akhilleus ikna etmeyi başaracaktı. Akhilleus. Hermesin isteğini kıramayacaktı ve fidye olarak Hektor’un ağırlığınca altın ödenmesine karar verilecekti. Altın denk getiremeyince olan biteni surların üzerinden izleyen Polyksena, kollarındaki bilezikleri vererek o altını denkleştirecekti.

Polyksena yine bu asil davranışıyla Akhilleus hayranlığını kazanmaya başladı. Yunan savaşçı daha sonra Priamosa dönerek şunları söyledi.

“Polyksena  karşılığında size seve seve hektorü vereceğim, eğer benim onunla evlenmeme izin verirseniz ve Helenide iade ederseniz size söz veriyorum, bu iki halk arasındaki savaş hemen yerini barışa bırakacaktır.

Priamos bir müddet düşündükten sonra altın karşılığında hektor’un cesedini geri verilmesi için ısrar etti. Kızı vermeye pek yanaşmamıştı ancak yapacak bir şeyide yoktu. En sonunda bir şart koydu. Akhilleus ilk olarak kuşatmayı kaldıracaktı. Ancak bunu yaparsa Polyksena ile alevlendirilebilecekti.

Akhilleus anlaşmayı kabul etti ve priamos hektorun cesedini alarak oradan uzaklaştı. Ne var ki Akhilleus Polyksena erkek kardeşini savaş sırasında vahşice öldürmüştü. Polyksena Akhilleustan öylesine nefret etmişti ki. Onu kendisine sırılsıklam aşık ederek Akhilleus ölümsüzlük sırrını öğrenmeyi başarmıştı.

Akhilleus çıplak ayakla tapınağı gelmesini istedi. Genç kadının isteği üzerine Akhilleus anlaşmayı onaylamak üzere silahsız ve çıplak ayaklarıyla Thymbralı Apollon tapınağına gitti.

Tapınaktan içeri girer girmez onu selamladı ve dostça sarılarak tüm vücudunu kavradı. Tam bu sırada tanrıya ait olan heykelin arkasına gizlenmiş olan Paris zehirli bir okla Akhilleus sağ topuğundan vurarak yaraladı.

Paris hem helen’i kaçıran ve savaşa sebep olan kişiydi. Hemde Akhilleus öldürdüğü yüce savaşçı Hektor’un küçük kardeşiydi. Normalde ok Akhilleus topuğuna gelmeyecekti ama tanrı Apollon Hektora yapılan saygısızlığa çok sinirlenmişti ve okun yönünü değiştirerek Akhilleus yara alarak zehirlenmesini sağlamıştı.

İşte ilyada kahramanının milyonların en büyük savaşçısının hayatı böyle son buldu.

Akhilleus  ölmüştü ama savaş bitmemişti. Akarlar onca yıllık mücadele sonunda savaşmaktan vazgeçtiklerini, geri çekildiklerini ilan ettiler. Hediye mahiyetinde dev bir tahta At yapıp Truva surlarının önüne bıraktılar.

Tabiki at bir tuzaktı içine yerleştirilmiş askerler vardı. Hediyeyi memnuniyetle kabul eden Truvalılar atı şehre aldılar ve kutlamalara başladılar. Gece vakti ortalık sessizken atın içine saklanmış olan akan askerleri dışarı çıktı ve şehri ele geçirdiler.

Kenti yerle bir eden akar askerleri hiçbir erkeği sağ bırakmadılar. Kadınları ganimet olarak bölüştüler. Bu yıkımdan sadece çok az Truvalı kurtulabilmişti.

Efsanenin bir versiyonuna göre Paris’te kurtulanlardan biriydi. Paris ve yanındakiler İda dağı’na kaçtılar ve orada bir gemi yaparak denizlere açıldılar. Yolculuğun sonunda İtalya’ya vardılar ve burada Roma şehrini kurdular.

Yararlanılan Kaynaklar

  • Arthur Cotterell ve Rachel Storm-Dünya Mitoloji Ansiklopedisi
  • Andre Bonnard-Antik Yunan Uygarlığı
  • Colette Estin-Yunan ve Roma Mitolojisi
  • Robert Graves- Yunan Mitleri
  • Andre Bonnard-Antik Yunan Uygarlığı
  • Donna Rosenberg-Dünya Mitolojisi
  • Azra Erhat-Mitoloji Sözlüğü
Masal Uygulamasını Hemen İndir, Aramıza Katıl!
Download on the App Store Get it on Google Play

Benzer İçerikler

Başarıya Ulaşmış Bir Girişimcilik Hikayesi
Başarıya Ulaşmış Bir Girişimcilik Hikayesi
Yunan-Mitolojisi-Guzellik-Tanricasi-Afrodit
Yunan Mitolojisi Güzellik Tanrıçası Afrodit
Ekmek Çalan Çocuğun Hikayesi
Ekmek Çalan Çocuğun Hikayesi
Kıskanç Komşu Masalı
Kıskanç Komşu Masalı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Masallar Oku | © 2023, Tüm hakları saklıdır.