Ak Benekli Masalı ve Hikayesi Oku

Ak Benekli Masalı ve Hikayesi Oku

Abone Ol google news

Uzun Uyku Masalları okumak isteyenler, çocuklarınızı eğlendirecek Ak Benekli Masalı ve Hikayesi ile onlara güzel vakit geçireceksiniz… İyi okumalar.

Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde çobanlık yaparak geçimini sağlayan ve herkesin kendisine çoban Ali  diye hitap ettiği genç delikanlı, her gün erkenden kalkar, koyunlarını otlatmak için çayıra giderdi.

Bir sabah daha şafak sökmeden uyanarak, yatağının içinde önce bir yuvarlandı, sonrada uzun uzun esnedikten sonra kalkarak, kuzu postundan yaptırmış olduğu tüylü yeleğini giydi. Alelacele ayakkabılarını giyerek kulübeden dışarı çıkıp, ağılın kapısını açtı. Sopasıyla birer birer koyunları dürterek:

“Haydi bakalım ağıldan çıkın tembeller!”

Ağıldaki koyunlar, kuzular sevinçle meleşirken ak benekli koyun, Ali’nin kucağına atlayarak yanaklarını yalamaya başladı.

Ali, Ak Benekli’yi o kadar çok seviyordu ki, sürekli onunla oynardı. Hatta doğduktan birkaç gün sonra ayağını taşa çarparak, yaralamıştı. Ali ise gece gündüz onu yanından hiç ayırmamış, aşağı köydeki Senem Nine’nin hazırladığı merhemi ayaklarına süre süre Ak Benekli’yi iyileştirmişti. İşte o günden beri Ak Benekliyi diğerlerinden farklı tutar, ötekilerine göstermediği sevgiyi ona gösterirdi.

Ak Benekli Çoban Ali’nin kucağında, koyunların arkasından çıngırak sesleriyle çayıra doğru koşarcasına gidiyorlardı. Bir süre sonra dere boyuna vardılar.

Koyunlar otlanırken bir taşın üzerinde oturan Ali, güneş etkisini iyice gösterince; “Ah buralarda bir ağaç olsaydı da sırtımı yaslayıp gölgesinde serinleseydim! ” diye düşünürken Ak Benekli kucağından aşağı atladı.

Çoban cebinden çıkardığı kavalını yanık yanık çalarken, bir yandan Senem Nine’nin durumunu aklından geçirirdi. Koyunlar ise kavalın sesiyle meleyerek otlanırdı.

Dere boyunun az ilerisinde kimsesi olmadığından yalnız yaşayan Senem Nine’nin kulübesi vardı. Köyde eskiden çoban Ali’nin yaşlarında bir torunu olduğunu söylerler ama kimse onun torununa ne olduğunu bilmez. Ona sormaya da kimse cesaret edemezdi.

Bir gün köyden biri soracak olmuştu; o an ninenin gözlerinden akan yaşlar durmamış ve ona hiçbir şey söylememiş.

Yalnız Çoban Ali ninenin “Ah, ah onlar buraya gelmeden her şey o kadar güzel! Ne kadar mutluydu!” dediğini duymuştu.

Çoban “Kimlerden bahsediyorsun diyecek olsa da nine“ Hiç evladım, sen bana bakma kendi kendime konuşuyorum.” Der, sözü geçiştirirdi.

Ak Benekli, Çoban Ali kaval çalarken üzüldüğünü anlayıp, yanına gelerek başını onun dizlerine dayıyordu. Öğle olunca çoban’ın karnı iyice acıkmıştı. Yerinden kalkarak ıslık çalmaya başladı. Bunun üzerine bütün koyunlar onun etrafında meleyerek toplandılar.

O anda Senem Nine kulübesinden çıkarak: “Gel evladım taze çörek yaptım.”

Çoban Ali sevincinden yerinden zıplayarak “Sen çok yaşa nineciğim!” diyerek hemen kulübenin yanına gitti. Nine yaptığı sıcacık çörekleri getirip, önüne koydu.

Ali o sıcak çörekleri yerken Ak Benekli’yi de yanına çağırdı. Senem Nine onların karşısına geçerek izlemeye başladı, gözlerinden yaşlar akıyordu.

“Oğlum eğer torunum buralarda olsaydı, şimdi senin yaşında olacaktı. Ah, Ah o adamlar gelmeseydi, her şey ne kadarda güzeldi!

Çoban Ali yemeyi bırakarak:

” Nineciğim,  ne olur söyle, kimler geldi? Anlat nine! Torununa ne oldu?

Ali, adeta nineye yalvarırken  dizlerine kapanmış, sımsıkı onun ellerinden tutuyordu.

“Peki evladım anlatacağım her şeyi…”

Ak Benekli ise sanki olağanüstü bir şeyler olacağını anlamış gibi bir Ali’ye birde nineye bakıyordu. Nine gözyaşlarını silerek başını kaldırdı.

Dere boyunu göstererek “şuraları görüyor musun? İşte oralar eskiden yemyeşil bir ormandı. Orada cıvıl cıvıl kuşlar öter, dururdu. Gölgesinde köylüler dinlenir, serinlerlerdi. O mis gibi temiz havasını ciğerlerine çekerlerdi.

O zamanlar kuraklık nedir bilinmezdi, kışın yağan karlar ilkbaharda erimeye başlayınca dere dolup taşsa da o güzelim ağaçlar her zaman bizleri selden korurdu.

Çoban Ali heyecanla sordu:

“Eeeee nineciğim, neler oldu, o güzel ağaçlara?”

Nine öfkeyle ayağa kalktı, sağ elini yukarı kaldırıp yumruğunu sıktı:

O baltalı zalim adamlar ağaçlarımızı köklerinden söktüler. Sanki canımızdan can alıpta  gittiler. O günden sonra bu toprak hem çorak, hep kurak…

Çoban Ali: “Torununa ne oldu nine?”

Nine kısık bir sesle: ” Ağaçlar söküldükten sonraki kış çok kar yağmıştı. İlkbahar gelince dağlardaki karlar erimeye başlayınca dere dolup taştı. İşte benim o biricik torunumu da o sel aldı gitti…

Çoban Ali üzüntüden başını önüne eğmiş gözlerinden akan yaşlar yanaklarına süzülmeye başlamıştı. ninenin elini tutarak “zavallı nineciğim benim!” diyebildi.

Nine Ali’yi üzdüğünü anlayıp  gülümseyerek “Hadi Ali toparla şu sürünü, seni üzdüm bugün” dedi.

Çoban Ali o günden sonra Nine’nin kendisine anlattıklarını hiç unutmadı. Günlerce düşündü durdu.

Günler günleri kovalarken kış gelip, lapa lapa karlar yağmaya başlamıştı. O kadar çok yağıyordu ki Çoban Ali sürüsünü günlerce ağıldan çıkartıp otlatamadı bile. Sadece Ak Benekli’yi yanından hiç ayırmamıştı.

Günler, geceler bu şekilde geçip giderken en sonunda ilkbahar mevsimi gelip çatmıştı. Çoban Ali  ve koyunlar ilkbaharın gelişine çok sevinmişti. Sabah erkenden kalkarak dere boyuna doğru yol aldılar. Koyunlar sevinçle meleşince onları gören senem nine sevinçle seslendi.

” Evladım çörek yaptım gel buraya…”

Ali hemen koşarak ninenin elini öptü, Nine “Ak Benekliyi görmeyeli ne kadarda büyümüş! dedi.

Güneşin etkisini göstermesiyle birlikte karlar yavaş yavaş eriyince  dere de coştukça coşuyordu.

Bir kaç gün sonra Çoban Ali sürüsünü otlatırken, öğle vakti olduğu halde Nine’nin kapısı hala kapalı olduğunu görünce merakla koşarak kapısını çaldı ve nine nine diye seslendi. Kapıyı açan ninenin yüzü solmuş, gözlerini korku kaplamıştı.

Ali ” Nineciğim bir şeyler mi oldu, yoksa hastalandın mı?”

Nine dereye doğru bakarak “Korkuyorum evladım!” dedi.

“Ne oldu ki nine?

“Dere  beni korkutuyor, taşarsa yine felaket getirecek gibi.”

O an Ali dereye baktı tuhaf sesler çıkarıyor, taştıkça taşıyordu. Korkuyla koyunlarına baktı görünmüyorlardı. Koşarak sürünün yanına gitti. Zavallı koyunlar derenin sesinden ürkmüşlerdi. Ama etrafta Ak benekli yoktu.

Çoban Ali her yere baktı bulamayınca da, kavalını çıkararak çalmaya başladı. Ak Benekli kaval’ın sesini duyunca gelir diye, ama gelmedi.  Su yükselmeye başlamış, sesinden hiçbir şey duyulmaz olmuştu.

Senem Nine kulübeden çıkarak “Ali durmayın buralarda, sürünü de alarak uzaklaşın, sel olabilir. ” diye bağırıyordu.

Çoban Ali durmadan sürülerini dereden uzaklaştırmaya çalıştı, o anda yükselen dere sularına bata çıka koşuyor bir yandan da

“Ak Benekli, Ak Benekli! Nerdesin” diye bağırıyordu.

Ak Benekli sel’e kapılmıştı o gün Çoban Ali’nin yüzü hiç gülmedi. Dere eski haline gelince dere boyuna inip, Ak Benekliyi aramaya konuldu.

Onu gören Senem Nine “Artık yas tutmayı bırak, yas tutmakla Ak Benekliyi geri getiremezsin ama biz buralara yeniden ağaç dikersek eğer buralar zamanla yemyeşil orman olursa? bir daha kimseye bir şey olmaz..”

O gün onların diktiği ağaçlar yeşerdi. Dere boyu eskiden olduğu gibi ağaçlık, yemyeşil bir orman oldu. Çeşit çeşit kuşlar cıvıl cıvıl ötmeye başlamış. Her şey eskisi gibi güzel olmuş, senem nine ve çoban Ali mutlu bir yaşam sürmüştü.

Uzun Uyku Masalları okumak isteyenler için en güzel ve eğitici masal ile çocuklarınıza ağaç dikmenin önemini anlatabileceksiniz. Bu hikayeyi dinleyenlerde ne tür değişikler olacağına beraber bir bakalım.

1- Çocuklarınız ormanların önemini anlayacaktır.
2- İlkbaharda derelerin taştıklarını öğrenerek derelere çok yaklaşmayacaklardır.
2-Çocuklar bu masalı dinlerken güzel vakit geçirecek.
3- Ağaç dikmenin nelere fayda sağladığını anlayacaktır.

Masal Uygulamasını Hemen İndir, Aramıza Katıl!
Download on the App Store Get it on Google Play

Benzer İçerikler

Küçük Yeşil Sabun Hikayesi
Küçük Yeşil Sabun Hikayesi
Aslan Prens Masalı
Aslan Prens Masalı
İmdi Dede Masalı
İmdi Dede Masalı
Kibar Prens Masalı
Kibar Prens Masalı: Faydalı Masal Oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Masallar Oku | © 2023, Tüm hakları saklıdır.