Altın Kuş Masalı

Altın Kuş Masalı

Altın Kuş Masalı ‘nı okumadan ayrılmamanızı tavsiye ederiz, okurken eğleneceğiniz çok etkileyici  bir masal.

Günlerden bir gün bir ülkenin en önde gelen liderlerinden biri olan Kral, sarayının içerisinde kendisi için özel olarak düzenlemiş olduğu çok güzel bir bahçesi vardı.

Bu bahçe içerisinde meyvesinin altından olduğu bir elma ağacı vardı, her sabah erkenden kalkan Kral bu elma ağacındaki meyveleri sayardı.

Bu meyveler olgunlaşmaya başladıkları zaman her gece bir tane meyvenin ortadan kaybolduğunu gören kral bu duruma çok üzülüyordu.

Bunun üzerine Kral, bahçıvana gece boyunca ağacın altında uyumadan nöbet tutmasını emretti.

Bahçıvan ise çocuklarından en büyüğü olan aleksi ağacın altında beklemesi için görevlendirdi.

O gece orada kalan Büyük oğlu uykuya pek fazla dayanamadığından ağacın altında oturduğu yerde uyuyakalmıştı.

Sabah olunca oraya bahçeye giden bahçıvan elmaların  yine kayıp olduğunu görünce en büyük oğluna,

-Oğlum sen uyudun mu diye sormuş.

Aleks;

-Evet babacım nasıl oldu anlamadım ama ağacın altında oturduğum yerde deliksiz bir uykuya dalmışım, demiş

Bu seferde bahçıvan ortanca oğlunu elmalara bekçilik yapması için görevlendirmiş.

Bahçeye giden ortanca oğlan, saat 24.00 kadar uyanık kalmıştı ama saatler gece yarısını geçince dayanamayan oğlan da uykuya dalmış.

Sabah olunca erkenden bahçeye giden bahçıvan oğlunun ağacın altında mışıl mışıl uyuduğunu ve başka bir elmanın da yok olduğunu görmüş.

Bu sefer de kralın emri olduğundan en küçük oğlunu bekçilik yapması için görevlendirmiş.

Bahçede bekçilik yapan en küçük delikanlı gece saat oniki olmuştu,etrafa bakınmış ne gelen vardı, ne giden.

Delikanlı babasının verdiği görevi yerine getirmek için kendi kendine:

– Ne olursa olsun uyumayacağım diye düşünürken birden bir hışırtı sesi işitti, başını yukarı kaldırdığında saf altından olan bir kuşun havada süzülerek gagasıyla elmalardan birini kaptığı gibi uçtuğunu gördü.

Hemen oku eline alarak Altın Kuş’a fırlattı, attığı ok tam isabet etmişti. amacı ona zarar vermek değil elinde bir delilin olmasıydı.

Altın Kuş ise uçtu lakin altından olan bir  tüy yere düştü.

Sabah olduğunda olup biteni babasına anlatan delikanlı, babasıyla beraber o altın tüyü alarak kralın huzuruna çıktılar.

Kral ise bütün konseyi toplayarak onlara: krallığının, bütün zenginliklerinin tehlikede olduğunu söyledi.

Kral son söz olarak

-Bir tüyün krallığım için bir hiçbir yararı olmaz, o Altın Kuşa sahip olmam gerek demiş.

Adamlarına o Altın kuşu bulmalarını emretti, sonrada bahçıvanın oğullarına dönerek kuşu bulup getirmede sizde görevlisiniz dedi.

Ertesi sabah erkenden kalkarak hazırlanan en büyükleri Aleks, Altın Kuş’u aramak için yola koyuldu.

Etrafına bakına bakına yol alırken dar bir patikaya ulaştığında, yerde uzanmış halde dinlenen bir tilkiyi  gördü.

Okunu eline alıp ona doğrultmuştu ki,

Tilki;

-Durun lütfen oku fırlatmauın, size bir tavsiyede bulunacağım, demiş.

Aleks onun neler diyeceğini merak ettiğinden oku fırlatmamış.

Tilki;

-Senin o Altın Kuşu aramak için yollara koyulduğunu biliyorum, sana yardım edebilirim, bu yolda sapmadan dümdüz ilerlediniz mi akşama doğru bir köye ulaşacaksınız.

O köyde iki tane han göreceksiniz, bu hanlardan bir tanesi görünüş itibariyle çok hoş ve güzel gözükür oraya girmeyin, dinlenmek için diğer hanı tercih edin dedi.

Aleks hiç tereddüt etmeden oku kaldırdığı gibi Tilkiye fırlatarak yoluna devam etti.

Neredeyse akşam çökmek üzereydi ki Tilki’nin dediği gibi bir köye ulaştı.

O köyde birbiriyle zıt olan iki han vardı, gösterişli olan handa şarkı söyleyen, dans eden ve şölen veren insanlar vardı. Diğer handa ise herhangi bir ses ve hareket olmadığı gibi kirli ve yoksulların gittiği bir yer gibi göründüğünden kendi kendine:

-Bu kadar güzel bir han varken o pis yere gidersem aptallık ederim, herhalde demiş.

O güzel olan han’ın kapısına yönelerek içeri girdi, epey acıkmış olan Aleks karnını bir güzelce doyurduktan sonra, odasına geçerek dinlenmeye başladı, o hanın büyüsüne kapılan Aleks, hem Altın Kuşu hemde ülkesini unuttu.

Günler bu şekilde geçip giderken büyük oğlundan bir haber alamayan bahçıvan, bu sefer hem altın kuşu hemde büyük abisini bulması için ortanca oğlu olan alvin’i görevlendirdi.

Ortanca oğul yola çıktı ve abisinin başına gelen aynı şey onun da başına geldi.

Yolda giderken yolun üzerinde uzanmış olan Tilki’nin kendisine abisi Aleks’e söylediği sözlerin aynısını söylemesi üzerine yola koyulan Alvin, köye ulaştığında.

İki  han olduğunu görmüş, şarkılar söylenen güzel ve neşeli han’a baktığında, han’ın  penceresinde düşünceli bir şekilde etrafa bakan büyük kardeşini görmüş, oda abisi gibi içeri girdi ve aynı şekilde altın kuşu ve ülkesini de unuttu.

Aradan epey bir süre geçmiş ondan da haber çıkmayınca bu sefer en küçük oğlan Altın kuşu ve ağabeylerini aramak için yola koyuldu.

Delikanlı dar patikada uzanmış olan Tilkiyi görüp  onla tanıştı, Tilki genç adamın ağabeylerine söylediği her şeyi genç adama da söyledi.

Onada bakımsız olan Han’ı tavsiye etti, Tilki diğer iki kardeşinin kendisine verdiği zarar gibi herhangi bir zarar vermeyen genç adamı sevmişti, o sebeple  ona dedi ki,

-İstersen gel ve kuyruğuma otur seni hızlıca oraya ulaştırayım.

Bu teklifi kabul eden küçük oğlan, Tilki’nin kuyruğuna oturdu, Tilki hızlı bir şekilde koşarak köye ulaştı.

Genç adam Tilkinin söylediklerini yaparak hiç diğer han’a bakmadan bakımsız olan han’a  gidip yerleşti.

O gece orada rahat bir şekilde dinlendikten sonra sabah erkenden uyanan genç  dışarı çıkınca Tilki’nin kapıda beklediğini gördü.

Tilki:

-Bu yoldan hiç sapmadan doğru bir şekilde gideceksin yolun üzerinde bir kale ile karşılaşacaksın kaleden içeri gir, sessizce kalenin en üst katına çık, sağda bulunan odaya gir o odada altın kuşun tahta bir kafeste olduğunu göreceksin.

Odada çok güzel bir altın kafes duruyor, sakın o kuşu tahta kafesten çıkarmaya çalışmayın, istersen kuyruğuma bin seni hızlıca oraya götüreyim” demiş.

Bu teklifi kabul eden genç delikanlı, Tilkinin kuyruğuna binerek hızlıca yola koyuldular.

Akşam olmadan kalenin kapısına ulaştılar, Tilki bir  gölgede dinlenmek için uzanmış, genç adam da kalenin içerisine sessizce girdi.

Tilkinin dediği gibi üst kattaki odaya çıkıp sağdaki odaya girdi.

Kuşun tahta bir kafes içerisinde asılı bir halde olduğunu gördü, hemen yanı başında altın bir kafes  bulunuyordu.

Kayıp olan altın elmalarda hemen altın kafesin yanında duruyordu, o an kendi kendisine:

– Böylesine güzel bir kuş tahta bir kafes içerisinde tutulmamalı diye düşündü.

Tilkinin söylediklerini unutan delikanlı tahta kafesin kapısını açarak onu altın kafesin içerisine koydu.

Bu esnada kuş, öylesine yüksek bir sesle bağırmaya başladıki kalede bulunan tüm askerler harekete geçerek delikanlıyı çabucak yakaladılar.

Ertesi sabah onu yargılamak için mahkeme kuruldu, mahkemenin başında ise o kalenin kralı bulunuyordu.

Mahkemede,  kral çok hızla koşabilen altın bir at karşılığında ona özgürlüğünü verilebileceğini eğer onu getirirse, kendisine altın kuşun da verileceği hükme bağlandı.

Kraldan o atı bulup getirmesi için müsaade isteyen delikanlı, büyük bir umutsuzlukla yola çıktı.

Düşünceli bir şekilde yolda yürürken Tilki ile yeniden yolları kesişti.

Tilki ona şöyle dedi:

-Beni dinlemedin başına gelenleri gördün mü? Başına neler geldi, yine de sana bir iyilik yapacağım ve o altın atı nasıl bulacağın konusunda sana yardım edeceğim.

Delikanlı:

Nerede o Altın At:

Tilki:

Kuzeyde bir yol göstererek ir kale ile karşılaşana kadar hiç sapmadan ilerlemelisin, kaleye ulaştığında seyisler uyumuş olacak at kalenin girişindeki sağ tarafta bulunan ahırda, atın sırtına yerde bulunan eski eyeri koy, sakın ola güzel ve altın kaplamalı olanı koyma, sonra kaleden dışarı çıkana kadar atın yolarından tut ve sessizce dışarı çık, istersen kuyruğuma bin seni oraya götüreyim demiş,

Delikanlı:

– Buna çok memnun olurum demiş.

Tilkinin kuyruğuna oturmuş ve beraber yola çıkmışlar.

Her şey Tilkinin dediği gibi oluyordu, kaleye girdiğinde tüm seyislerin uykuda olduğunu görünce atın bulunduğu ahıra girmiş.

Atı gördüğünde ne kadar güzel bir at, bu, ama  bu At’a o eski eyer yakışmaz ki, bu en güzelini hak ediyor diye düşünerek altın olan eyeri üstüne koydu.

Bu esnada durmadan kişneyen atın sesinden tüm seyisler uyandı.

Etrafı kuşatılan genç adam kralın huzuruna çıkartılıp, yargılanması için mahkeme kuruldu.

Mahkemede kral:

Şato kralının güzeller güzeli olan kızı prenses Gül Sultan’ı kendisine  getirirse onu affedeceğini, aksi taktirde kurtulamayacağını,

Eğer getirirse altın atı da kendisine vereceğine hükmetti.

Oğlan tilkinin sözünü dinlemediği için yine zor duruma düşmüş ve epey üzülmüştü, şato kralının kızı olan Gül sultanı bulmak için yola çıkan delikanlı yine tilki ile karşılaşır,

Tilki:

-Sen beni niye dinlemiyorsun ki? Görmüyor musun, başına neler geldi, eğer bu sefer benim dediğimi yapacaksan sana yardım edeceğim.

Bu yoldan dümdüz gideceksin akşama doğru bir şato göreceksin, şatonun dışında bir yerde gece yarısı olmasını bekle  saat tam onikide prenses hamamdan döner.

O esnada Gül Sultana bir gül ver, böylece o seninle gelmeyi  kabul edecektir.

Onun anne ve babasıyla vedalaşmasına hiçbir şekilde müsaade etme, istersen gel seni oraya götüreyim, demiş.

Böylece Tilkinin kuyruğuna binen genç adamla birlikte yola çıkmışlar.

Akşam olmadan şatoya vardılar, Tilki dinlenmek için kendine bir gölge bulup uzandı, delikanlı ise gece yarısı olmasını  bekledi.

Saat on iki olunca, genç adam hamamdan dönen prensese bir gül uzatarak, kendisiyle kaçmasını teklif etti.

Prenseste bu teklifi kabul etti ama ailesiyle vedalaşmak için gözyaşları içerisinde delikanlıya yalvardı.

Delikanlı ilk başta vedalaşmasını kabul etmedi ama o güzel prensesin yalvarmalarına dayanamayarak ailesiyle vedalaşmasını kabul etti.

Anne babasını uyandıran prenses, durumu onlara anlatınca.

Babasının emriyle muhafızlar tez zamanda delikanlıyı yakalayıp, ertesi sabah yargılamak üzere mahkemeye çıkardılar.

Mahkemede kral ona dedi ki,

Şu penceremden görünen tepeyi görüyor musun?  eğer o tepeyi 8 gün içersinde kazarak yok edersen seni affeder kızımı da sana veririm demiş.

Kazmayı eline alan genç adam yedi gün boyunca hiç durmadan çalıştığı halde görünürde hiçbir şey yapmamış gibiydi.

Onun bu haline acıyan Tilki, yine yanına giderek ona dedi ki,

-Sen git ve dinlen, demiş.

Halsiz kalan delikanlı ümitsiz bir şekilde başını yere koyduğu gibi uykuya dalmıştı, sabah uyandığında tepenin yok olduğunu görünce ve sevinç ve şaşkınlık içerisine şatoya, giderek onlara tepenin yok olduğu haberini verdi.

Kral’da sözünü tutarak, Gül Sultan ile delikanlının  şatodan ayrılmasına izin verdi ikisi  beraber yola koyuldular, yolda Tilki ile karşılaştılar.

Tilki onlara:

– O Altın at Prensese hediye olarak güzel olurdu değil mi? Dedi,

Genç adam,

-Aslında bu harika bir fikir, ama bunun imkansız olduğunu biliyorsun.

Tilki,

– Öyleyse sen ediğimi harfiyen yerine getir, kralın yanına prensesle beraber git, kral sevinç içerisinde Atı hazırlayıp sana verecek, oradan ayrılmadan önce herkesle vedalaş, en sonda prensesle vedalaşmak için ona yanaşıp elinden tuttuğun gibi onu hemen atın üzerine bindir ve hızlıca atı sür.

Bu sefer Tilkinin dediklerini yapan delikanlı prenses ile beraber altın atı da alarak kaleden kaçtılar.

Yolda  Tilki ile karşılaştılar, Tlki onlara:

-Şimdi ise sana altın kuşu almanın yolunu göstereceğim, kaleye ulaştığımızda ben prensesle seni dışarıda bekliyor olacağız.

– Sende içeri altın atınla girdiğini görünce altın kuşu kafes içerisinde senin yanına getirecekler, sende o kuşu kaptığın gibi atına binerek hızlıca oradan uzaklaş.

Tilkinin dediğinin aynısını yapan delikanlı kuşla beraber oradan da kaçtı.

Prensesle Tilkinin yanına giderek Tilkiye çok teşekkür etti.

Tilki ona son bir nasihatte bulundu,

-Sakın Nehrin kenarına oturma dedi

Prensesle beraber tekrar yola çıkıp,  ağabeylerini kaldıkları han’dan kurtardıktan sonra onlarla birlikte evlerine doğru yola koyuldular.

Tilkiyle ilk olarak tanıştıkları vadiye ulaştıklarında, hava o kadar güzeldi ki, ağabeyleri nehrin kenarında bir süre dinlenelim dediler.

Genç adam ise ağabeylerin ısrarlarına dayanamayarak, nehrin kenarında oturmuştu.

Ağabeyleri genç adamın arkasından gizlice yanaşarak onu nehre attılar prensesi, Atı ve Kuşu alarak eve döndüler.

Kral’a her şeyi kendileri elde etmiş gibi anlatarak, Altın kuş’u ve Atı krala sundular, kral ise büyük bir sevinçle şölenler düzenledi.

At yem yemiyor, Kuş ötmüyor, Prenses ise sürekli ağlıyordu.

Nehirde sürüklenen delikanlı nehirde bir kayaya tutunarak hayatta kalmayı başarmıştı, akıntı fazla olduğundan nehirden dışarı çıkamıyordu.

Yine onun yardımına Tilki geldi

-Bak yine söylediklerimi yapmadın ama ben seni burada bırakmam.onu çıkardıktan sonra:

Sakın Abilerine gözükme dedi.

Dilenci kılığında kralın sarayına giren delikanlıyı  gören at yemeye, Kuş’ta ötmeye başladı, ondan haber alan prenseste sevinçten yerinde duramıyordu.

Kralın huzuruna çıkan delikanlı olup, biten her şeyi ona anlattı.

İki büyük abisi yakalanarak hapse atıldı delikanlı ise prensesle evlendirildi.

Ardan epey bir süre geçtikten sonra prensesle ormanda yürüyüşe çıkmışlardı.

Yolda Tilkiyle karşılaştılar, Tilki  onlara kuyruğuna basmaları için yalvardı.

Yalvarmasına dayanamayan genç adam, Tilkinin kuyruğuna basınca Tilki bir adama dönüşüverdi.

Bu adam yıllardır kaybolan prensesin Ağabeyiydi.

Abisiyle kavuşmanın sevinciyle hep beraber mutlu bir yaşam sürdüler.

Altın Kuş Masalı ‘nı okurken güzel bir vakit geçirdiğinizi umarız diğer masallarımız için Prenses Masalları sayfamızı inceleyebilir veyahut Prens ve Prenses Masalı ‘nı okuyabilirsiniz.

Ayrıca kontrol et

Keloğlan İle Padişah

Keloğlan ile Padişah Masalı

En güzel Keloğlan hikayelerinden biri olan Keloğlan ile Padişah Masalı ‘nı beğeneceğinizi umarız. Bir varmış …

Papağan İle Çakal

Papağan İle Çakal

Çok güzel iyi uykular Masalları arasında bulunan Papağan İle Çakal Masalını beğeneceğinizi umarız. Evvel zaman …

Karganın Oyunu

Karganın Oyunu

Eğitici çocuk masalları arasında bulunan karganın oyunu masalını beğeneceğinizi umarız. Bir varmış bir yokmuş evvel …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir