Keloğlan ve Kuyudaki Dev Masalı

Keloğlan Kuyudaki Dev Masalı

Abone Ol google news

Bir varmış, bir yokmuş evvel zaman içinde fakir mi fakir bir keloğlan ve ihtiyar annesi beraber güzel bir yaşam sürermiş. Keloğlan çok zeki ve yetenekliymiş ama gel gör ki bir o kadar da tembel biriymiş. Neredeyse  gün boyunca yan gelip yatar hiçbir iş yapmazmış. Zavallı annesi ise komşularının çamaşırlarını yıkayarak kazanmış olduğu üç beş kuruş ile evi geçindirirmiş.

Günlerden bir gün annesi daha önce pek görmediği bir durumla karşılaşmıştı, bütün gün tembel tembel yatmakta olan Keloğlan her nedense çarşıya gitmek istemiş.

Çarşıya giden Keloğlan meydanda bir kalabalığın toplandığını görmüş, merakla kalabalığa yaklaştığında ise ortada bulunan bir tellalın kalabalığa bir şeyler söylediğini görünce, ne dediğini öğrenmek için oda kalabalığa karışmış.

Tellal

“Ey ahali oldukça ağır, yapmasının çok zor olduğu bir iş vardır, bu işi yapabilecek olan  babayiğitlere ihtiyaç duyulmaktadır. İşi yapacak olan kişilere tam tamına yüz altın verilecektir. Ben bu işi yapabilirim diyen bir babayiğit varsa hemen yanıma gelsin…”

Kalabalık içerisinde hiç kimsenin sesi çıkmıyordu ama herkes işin ne olduğunu merak etmiş. Kalabalıktan ses çıkmadığını gören Keloğlan hemen ortaya çıkmış ve tellala: “Ben bu dediğin işi yaparım” demiş.

Tellal önce şöyle bir baştan aşağı keloğlanı süzmüş,  onu pek gözü tutmamış olacak ki “Ey keloğlan, bence bu iş sana göre bir iş değildir, çünkü sen bu işi yapamazsın. Bu işi yapabilecek olanın hem çok cesur, hem de çok zeki olması lazım.” Demiş.

Keloğlan önce tellalı bir süzmüş sonra  “öyle deme ağam, unutma ki ummadığın taş baş yarar…” deyince onları dinleyen kalabalık gurup hep bir ağızdan gülmüş.

Keloğlan’a bir yandan acıyan tellal “Peki tamam evlat sen bilirsin bu görevi sana veriyorum, at binebilir misin? Çünkü çok ama çok uzaklardan mal getirilecek oraya gidecek olan kişinin iyi at binmesi gerekir ki uzun bir süre at sırtında gidecek, sen bu duruma  katlanabilecek misin?” demiş.

Keloğlan yine kendinden emin bir şekilde “Ben hiçbir zaman yapamayacağım bir işin altına girmem, sen hiç meraklanma bey baba, sen yeter ki paramı tam ver yeter” demiş.

“Paranı istersen şimdi, istersen de işin bittikten sonra vereyim?” diyen tellala,

Keloğlan biraz düşündükten sonra “En iyisi şimdi ver bey baba, en azından yarısını yolda harçlık ederim, kalan diğer yarısını da garip anama veririm ki evin ihtiyaçlarını karşılasın.” cevabını vermiş.

Parayı alan Keloğlan sevinç içerisinde eve doğru yola koyulmuş, eve vardığında olan biteni bir bir büyük bir heyecanla annesine anlatan Keloğlan, tellaldan aldığı paranın bir kısmını annesine verdikten sonra elini öperek yola çıkacak olan kafilenin toplanacağı yere doğru gitmiş.

Kalabalık merakla toplanılacak olan yerde bekliyormuş. Keloğlan da oraya gelince herkes onun bu işe hazır olup olmadığını merak ederek ondan  hazırım cevabını alınca bütün kafileyi yolcu etmişler.

Yolculuk esnasında iki gün iki gece hiç istirahat etmeden yol almışlar. Keloğlan bu durumdan çok sıkılmış çünkü her tarafı ağrımaya başlamış, tam olarak pes etme kararını vereceği anda aklına verdiği söz ve tellaldan aldığı paralar gelmiş çaresizce yolculuğa devam etmiş.

Üçüncü günün sonunda kafilenin başkanı bir yerde durarak artık mola vereceğiz diye durdurmuş herkesi, Keloğlan sevinçle tam da attan inecekken kafile başı yanına gelmiş.

“Keloğlan az ileride bir su kuyusu var kuyuya inmemiz gerekli korkmazsın değil mi?

Keloğlan bir şeyden korksa dahi hayatta korktuğunu söylemez ve her işe de burnunu sokarmış.

“Yok tabiî ki korkmam, korkacak ne var ki inerim ben.” diye cevap vermiş.

Kafiledekiler hemen Keloğlanın etrafına toplanarak beline kalınca bir ip sarıp onu yavaş yavaş kuyunun içine bırakmışlar.

Türkü söyleye söyleye  kuyudan aşağı inen Keloğlan tam kuyunun orta noktasına gelince sağ tarafındaki duvarda birden bir  kapı belirmiş, aniden açılan kapının içerinde uzanan  bir el Keloğlan’ı içeri çekmiş.

Epey bir süre korkudan baygın kalan Keloğlan gözlerini açtığı anda etrafının yemyeşil olduğu bir bahçenin içerisinde bulmuş kendini.

Etrafına bakınmış çok güzel bir yerdi orası, karşısında çok büyük ve bir o kadar da gösterişli olan bir saray, bahçesinde çeşit çeşit kuşlar rengarenk çiçekler varmış.

Keloğlan şaşkınlık içerisinde etrafını izlerken birden korkunç bir ses işitmiş. Sesin geldiği tarafa başını çevirmiş ki birde ne görsün, bir dev.

“Ey Keloğlan söyle bakalım, etrafında birçok güzellik görüyorsun, sence hangisi daha güzel?

Devin korkusundan tir tir titreyen Keloğlan ilk başta hiçbir şey diyemez ve öylece kalakalır.

Bir süre sonra kendisini biraz toparlayan Keloğlan elini kalbine koyarak “Şu gönül neyi severse güzel olan da daima odur sultanım…” der.

Aldığı cevap devi oldukça ihya eder ve bir soru daha sormaya karar verir

“Söyle bakalım keloğlan, şu gördüğün sarayda, çok güzel bir kız ve çirkin bir zenci yaşamakta, sence hangisi onların hangisi daha güzel?”

Keloğlan birazda olsa rahatlamıştı, bu sefer hemen cevap vererek,

“Şu gönül her neyi severse daima güzel olan odur sultanım…” demiş.

Bu cevap devin yine çok hoşuna gider, dev

“Aferin sana görünüşe göre sen zeki ve akıllı birine benziyorsun, verdiğin cevaplar çok hoşuma gitti.

Cebinden çıkardığı üç narı uzatarak “al şu narları annenle birlikte yersin demiş.

Keloğlanın  cevapladığı o soruları dev her kuyuya girene sorar ama aldığı cevapların hiçbiri bugüne kadar hoşuna gitmemişti. Kimisi kıza güzel der, kimisi saraya, kimisi ise oradaki rengarenk çiçekleri güzel bulurmuş.

Aldığı cevaplardan memnun kalmayan dev ise onları hapse atarmış.

Devin kendisine verdiği üç narla birlikte türkü söyleye söyleye kuyudan çıkmış.

Onu gören kafile şaşkınlık içerisindeydiler  Keloğlan’a…

“Biz buradan geçerken her kim bu kuyuya girdiyse bir daha çıkmayı, başaramadı, nasıl oldu da sen oradan sağ salim çıktın?” diye sormuşlar.

Hazır cevap Keloğlan,

“Size ne canım takıldığız noktaya bak nasıl çıktıysam çıktım, hadi oyalanmayın benle işinize bakın.”

Kafile biraz dinlendikten sonra tekrar yola koyulmuş, günlerce süren yolculuk sonunda uzak diyardaki ülkeye varıp, malları atlara ve develere yükleyerek ülkelerine sağ salim bir şekilde geri dönmüşler.

Keloğlan tellala verdiği sözü tutmanın mutluluğuyla ve bir işe yaramış olmanın verdiği gururla kafiledekilerle helalleştikten sonra devin kendisine verdiği üç tane narla eve doğru gitmeye başlamış.

Keloğlan ihtiyar annesinin komsuların çamaşırlarını yıkarken karşıdan keloğlan’ın kendisine doğru koştuğunu görünce elindeki işi bırakmış sevinç içerisinde  oğluna doğru koşmuş.

Keloğlan başından geçenleri bir bir anlattıktan sonra heybesindeki üç tane narı anasına göstermiş.

Güzel narlardan bir tanesini yemek için kestiklerinde şaşıp kalmışlardı, meğer devin verdiği o narlar birer mücevhermiş.

Nar gibi tane tane olan mücevherleri her gün birer ikişer olacak şekilde satan Keloğlan ve annesi kısa bir süre sonra oradaki en zengin ailelerden biri haline gelmişler artık istedikleri her şeyi alabilecek paraları varmış. Annesi ile birlikte bir ömür mutlu mesut yaşamaya devam etmişler.

Bu masal da ilginizi çekebilir: Minik Dev Masalı

Masal Uygulamasını Hemen İndir, Aramıza Katıl!
Download on the App Store Get it on Google Play

Benzer İçerikler

Tonton ve Arkadaşları
Tonton ve Arkadaşları
Elmaslar ve Kurbağalar Masalı
Elmaslar ve Kurbağalar Masalı
Kurt ile Eşek Masallar
Kurt ile Eşek Masalı
Parktaki Çiçekler Masalı
Parktaki Çiçekler Masalı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Masallar Oku | © 2023, Tüm hakları saklıdır.