Keloğlan ile Cadı Masalı

Keloğlan ile Cadı Masalı

Abone Ol google news

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde kuşların durmadan cik cik diye öttüğü güzel mi güzel bir Anadolu köyünde anasıyla beraber yaşayan doğuştan Kel olan bir genç varmış.

Bu Kel delikanlı çalışmayı hiç ama hiç sevmez. Haylazlık yapar ve fırsatını bulduğu anda bir gölgede uzanır hayaller kurarmış.

Köy köy dolaşan bu tatlı dilli, güler yüzlü delikanlıyı, herkes çok sever ve ona Keloğlan diye hitap ederlerdi.

Keloğlan yine bir sabah annesi uyanmadan eşeği karakaçana bindiği gibi derenin kenarına gitmiş. Büyük bir ağacın gölgesinde uzanarak hayaller kurmaya başlamıştı.

O sırada oradan geçen bir kadın Keloğlan’ın dalgın dalgın düşündüğünü görünce gülümseyerek “Keloğlan hayallerine kavuşmak ister misin?

Hemen uzandığı yerden doğrulan Keloğlan, epey şaşırmıştı. Bu kadın benim hayallerimi nerden biliyor ki diye düşünmüş ve kel kafasını kaşımaya başlamış.

Cadı kadın “Hey Keloğlan sana söylüyorum. Duymadın mı? Beni.”

“Evet, evet ama sen hayallerimin ne olduğunu nerden biliyorsun?” demiş.

Hahahaha “ Çünkü ben bir cadıyım. Hadi kalkta sana padişahın kızını nasıl iyileştireceğini söyleyeyim.” Demiş.

Padişahın güzeller güzeli kızı amansız bir hastalığa yakalanmıştı. Ülkedeki tüm hekimler onu iyileştirmek için uğraşmış. Ancak Hiçbiri onu iyileştirememişti. Keloğlan da hep Prensesi iyileştirerek onunla evlendiği, hayalini kurar dururmuş.

Hemen ayağa kalkan Keloğlan dikkatli bir şekilde Cadı kadını dinlemiş. “ Şu dağın arkasında yeşeren kıpkırmızı bir gül var. Eğer o gülü bulabilir ve bir yaprağını Prensese yedirmeyi başarırsan. Prenses iyileşir. Ha şunu da unutma o dağda bir sürü eşkıya var. Onların eline düşersen kurtulamazsın.” Demiş.

Keloğlan Cadı kadına teşekkür ettikten sonra hemen eşeği karakaçana binerek, dağa doğru gitmiş.

Dağ çok büyükmüş. Keloğlan az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş ve en sonunda dağın tepesine ulaşmış.

Epey bir yorulmuştu. Dağın tepesinde gördüğü bir mağaranın içine girerek uzanmış, uzandığı yerden de derin bir uykuya dalmıştı.

Uykusunda “Prenses ona hadi çabuk gel Keloğlan, seni bekliyorum.” Deyince gözlerini açan Keloğlan başında eşkıyaların olduğunu görünce hemen ayağa kalkmış. “Merhaba ağalar.” Diyerek söze başlayan keloğlan, onlara kim olduğunu söyledikten sonra başlamış Eski Türk Masalları ’nı anlatmaya.

Keloğlan’ın çok seven eşkıyaların lideri “Söyle bakalım, bu dağa çıkmaya cesaret ettiğine göre, önemli bir sebebin vardır.”

“Olmaz olur mu? Padişahın kızını iyileştirecek ilacı bulmak için buraya geldim.” Demiş.

Gülümseyen eşkıyalar. “Ah keloğlan, sen çok safmışsın. Buralarda ilaç yok. Her neyse geceyi burada geçir. Sabah olunca yoluna devam edersin.” Demiş.

O geceyi orada geçiren Keloğlan sabah olunca onlara teşekkür ettikten sonra Cadı kadının bahsettiği Gül’ü arama başlamış.

Nerdeyse bakmadığı yer kalmamış ama o Gül’ü hiçbir yerde bulamamıştı. Tam ümidini kaybetmiş bir vaziyette geri dönecekti ki, bir kayanın yarığında yetişmiş kıpkırmızı bir gül olduğunu görünce “Demek Cadı doğru söylemiş.” Diyerek Gül’ün yanına koşmuş.

Gül’ü koparmaya kıyamayan Keloğlan Gül’ün birkaç yaprağını kopartarak saraya doğru yola koyulmuş.

Sarayın kapısına ulaşan Keloğlan, kapıdakilere Prensesi iyileştirmek için geldiğini söylemiş. Ama kapıdakiler, onun kendileri ile dalga geçtiğini düşünerek, içeri almamışlar.

Günlerce sarayın kapısından içeri girmeye çalışan Keloğlan her yolu denemiş. Ama içeri alınmamıştı. Bir ağacın altında uzanmış. Dertli dertli şarkı söyleyen Keloğlan’ın yanına gelen cadı kadın, “Bakıyorum Gül’ü bulmuşsun. Ama saraya girememişsin? Sana yardım etmemi ister misin?”

Uzandığı yerden kalkan Keloğlan “Evet, ne olur bana yardım et.” Demiş.

Keloğlana bir hırka uzatan kadın, akşamüzeri, bu hırkayı giy. Giyer giymez görünmez olursun. Kapının önünde bekle, aşçılar dışarıdan prensese özel yiyecekler getirecekler. Onları takip et, seni prensesin yanına götürürler.

Sevinçle ellerini ovan Keloğlan Cadı kadına teşekkür etmiş ve dediklerini yaparak prensesin odasına kadar gitmiş.

Hasta olan Prenses yemeğini yedikten sonra, herkes odadan çıkmıştı. O anda üzerindeki hırkayı çıkaran Keloğlan birden ortaya çıkmış.

Prenses “Sende kimsin? Buraya nasıl girdin?” diye sormuş.

“Korkma prensesim ben sana gönlünü vermiş ve seni iyileştirmek için gelmiş bir garip Keloğlan’ım”

Keloğlan’ın tatlı dili ve sıcakkanlılığı, prensesin çok hoşuna gitmişti. Prensesin yanında oturarak, başlamış konuşmaya, bir süre sonra kel kafasını kaşıyan Keloğlan “Ah prensesim, sana şifa olacak ilacı vermeyi unuttum.” Diyerek cebinden çıkardığı gül yaprağını prensese uzatmış.

O gül yaprağını aldığı gibi çiğnemeye başlayan prenses, dakikalar içinde kendisine gelmiş. Hastalığından ise bir eser kalmamıştı.

Babasını çağıran Prenses, onu kendisini iyileştiren Keloğlan ile tanıştırmış. Kızının eski sağlığına kavuştuğunu gören Padişah Keloğlana bakarak “ Dile benden ne dilersen.”

“Kızınızı isterim padişahım.” Demiş.

Kızına bakan padişah onunda gönlü olduğunu anlayınca “Öyleyse verdim. Gitti hadi öpün elimi.” Demiş.

Keloğlan ve Prenses cadı sayesinde evlenerek bir ömür mutlu bir yaşam sürmüşler. Onlar erdi muradına biz çıkalım kerevetine…

Bu güzel Keloğlan ile Cadı Masalı da burada son buldu. Başka güzel Keloğlan Masalları ile buluşmak üzere hoşçakalın…

Bu masalın kaynak gösterilmeden yayınlanması çoğaltılması ve paylaşılması yasaktır…

Başka güzel masal okumak ister misiniz?

Masal Uygulamasını Hemen İndir, Aramıza Katıl!
Download on the App Store Get it on Google Play

Benzer İçerikler

Çirkin Ördek Yavrusu Masalı
Çirkin Ördek Yavrusu Masalı
Kuş Olan Prens ve Gülyüz Sultan Masalı
Kuş Olan Prens ve Gülyüz Sultan Masalı
altın ekmek masalı
Altın Ekmek Masalı
nasrettin hoca masalı
Nasrettin Hoca Masalı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Masallar Oku | © 2023, Tüm hakları saklıdır.